KUZEY FİLİPİNLER

Kategori: Blog | 0

Güney Filipinler’in en büyük kenti Cebu’dan Başkent Manila’ya yaklaşık 1 buçuk saatlik uçuşla ulaştık. Burada Daha önceden arkadaş olduğum Filipinli Melissa Fox ben ve kuzenim Emre’yi evinde ağırladı. Melissa yabancı internet sitelerine çalışan bir gezgin ve fotoğrafçı. Onu tanımak seyahatimin en şanslı hadiselerinden biri idi. Onun sayesinde Filipinler’de hem daha rahat hem daha verimli bir seyahat yaptım. Teşekkürler Melissa ve onun güzel yürekli arkadaşları….

MANİLA

Manila Filipinler’in en büyük kenti. Trafiği İstanbul’dan bile beter. Metro falan yok. Tüm planlarınızı saatler süren trafiğe göre yapmak zorundasınız. Kentte görülecek pek bir şey de yok. En güzeli fazla zaman harcamayıp seyahatinizin basamağı olarak kullanmanız.

BANAUWE

Ertesi gün akşam otobüsüne binip Manila’nın 400 km kuzeyindeki Banauwe’ye doğru yola çıktık. Rahatsız bir otobüste 9 saat süren yolculuk sonrası sabaha karşı Banauwe’ye ulaştık.

Burası tam bir yayla idi. Serin ve sisler içinde ortasından bir dere geçen bir yayla… Asıl kalacağımız yer burası değildi. Hedefimiz Batad daki pirinç terasları idi. Banauwe’den Batad’a dolmuş otobüs yok mecburen özel araç kiralayıp gitmek zorundasınız. Virajlı yol yaklaşık yarım saat sürüyor. Yol boyu sis ve yağmur moralimi öyle çok bozmuştu ki anlatamam. Bu kadar çileden sonra yoksa pirinç teraslarını göremeyecek miydik ??

BATAD

Tuttuğumuz araç bizi bir tepenin başında bıraktı. Buradan sonrasını yürümemiz gerekiyor idi. Zaman zaman Merdivenlerle inilen dar bir patikaydı burası. Yokuş aşağı yürüyüşümüz yaklaşık 20 dakika sürdü. Her adımımızda görüş artıyor Pirinç teraslarının muhteşem manzarası görülüyordu. Sanki cennete idik. Belki de hayatımızda gördüğümüz en güzel manzaraydı karşımızdaki. Burada pansiyona çevirilmiş bir ahşap köy evine yerleştik. Konaklama kişi başı 5 dolar civarı idi.

Zaten bu köy evlerinden başka kalacak bir yer de yok. O puslu hava açılıp geriye kalan bulutlar bize sadece manzara güzelliği sağlayınca keyfim iyice yerine geldi. Bu pirinç tarlaları 2 bin yıl önce ekilmeye başlanmış. Her geçen yıl yenileri eklene eklene bu hale gelmiş. Masalsı bir güzellik oluşmuş. Köyde yaşayanlar modern dünyanın getirdiği bütün saçmalıklar ve stresten uzak bir hayat sürüyorlar.

Koşullar zorlu ama hepsinin yüzünde bir gülümseme. Sabah olduğunda evin duvarlarının bir kelebek müzesine döndüğüne şahit oluyorum. Onlarca kelebek gece kondukları duvarda kalakalmış biz onları seyreyleyelim diye. Ertesi gün yine Banauwe’ye doğru dönüşe geçtik. Çünkü gitmek istediğimiz Sagada’ya buradan dolmuş kalkıyordu.

Muhteşem Batad videom şurada:

SAGADA

Banauwe’den yaklaşık 3 saatlik bir minibüs yolculuğu ile ulaşılıyor. Burası da çam ormanları ile kaplı bir yayla. Havası bayağı serin. Otobüslerde buz gibi klimalı olunca şifayı kaptım gene burada. Sagada’yı önemli kılan mağaraları ve geleneksel defin törenleri. Yaklaşık 10 yıl öncesine kadar yerli halk ölülerini evde yaptıkları 3 günlük törenin ardından mağaraya getirirmiş. Burada daha önceden hazırladıkları çam ağacından oyma tabuta koyup giderlermiş. 6 ay kokudan dolayı kimse mağaraya uğramazmış . Ancak 6 ay sonra aynı mağaraya cenaze getirirlermiş. Bu arada başka ölüm gerçekleşirse başka mağaralara koyarlarmış. 2006 yılında bu uygulamaya son verilmiş. Tabutların aralıklarından insan kemikleri hala görülebiliyor.

Sagada’da da 2 gece kalıp 12 saat süren gece otobüsü ile Manlia’ya döndük. Burada yine Melissa’da bir gece konaklayıp hep birlikte Coron feribotunun yolunu tuttuk. Yaklaşık 16 saat süren bu yolculuğumuz hayli keyifli geçti. Feribotta özel oda turistik ranzalı ve normal ranzalı seçenekleri var. En ucuzu normal ranzalı olanı seçtik. Turistikle farkı yok zaten. Karaoke çılgını Filipinliler 16 saat boyunca feribotta bağır çağır beynimizi sevseler de seyahat eğlenceliydi. Diğer gezginlerle tanıştık gün batımını izledik. Sonra da ranzalarımıza geçip mışıl mışıl uyuduk. Sabah gözlerimizi açtığımızda Coron Limanına yaklaşıyorduk…

Feribot videomuz :

Bir Cevap Yazın