ŞAİRLER KENTİ ŞİRAZ

Kategori: Blog | 0

 

Dostlarım Ali ve Ferhat ile yaptığımız Güney İran Qashqai Türkleri turu sonrası ayrılma vaktimiz gelmişti. Benim Şirazda kalıp onların Yazd’de dönmesi gerekiyordu. Beni Şiraz’ın 100 km kuzeyinde yol üzerindeki Persapolis’e götürmelerini rica ettim. Onlar oradan Yazd’e devam edecek, ben de bir şekilde Şiraz’a dönecektim.  Yağmurlu bir havada Persapolis’e ulaştık. Hemen her müze ve ören yerinde konuğu olduğum insanlar beni İranlı tarifesi üzerinden içeri sokmaya çalışıyordu.Çünkü turisterden 5-10 kat fazla alıyorlardı. Burda da öyle oldu. Arkadaşlarım bileti aldı. Kalabalık bir an kollayıp içeri girdik.

(Bazı uyanık biletçiler yakalıyor ama yarı yarıya da olsa bu şekilde müzelere girmek büyük avantaj sağlıyor nerden baksanız 200 lira civarında kar etmişimdir bu yolla sadece İran’da.)

Neyse efendim böylece yaptığım usulsüzlüğü de itiraf ettikten sonra devam edeyim.

MUHTEŞEM PERSAPOLİS

Persapolis hayallerimdeki gibiydi. Ne çok etkilendim ne de çok hayal kırıklığına uğradım. Louvre ve British Museum’da buraya ait öyle çok şey görmüş Öyle çok okumuştum ki kafamdan haritasını çizebilirdim. Yağmur altında gezmek ayrı bir keyifti benim için. Emperyalist devletler ne yazık ki İran’a pek bişey bırakmamış en güzel parçaları götürmüşler. Olsun kentin konumu görülmeye binlerce kez değer.

(Persapolis’in kapılarından biri ve kentin hakim olduğu geniş ova)

Bu haliyle bile M.Ö. 400 lerden kalan en muhteşem kent olarak varlığını koruyor. Pers uygarlığına hayran bırakıyor insanı. Hani şu Holywood filmlerinde barbar vahşiler olarak gösterilen Pers Uygarlığına…

İskender’in kenti işgal ettikten sonra hazineleri 50 deve ile taşıdığı söyleniyor. Tören duvarındaki rölyefler harika. Orada at getiren Kapadokyalılar’a ve deve getiren Araplar’a rastlıyorsunuz.  İnsanı o dönemde yaşamaya çağırıyor.  Bu ihtişama tanık olmak için neler verilmez…

(Persapolis Kralına at getiren Kapadokyalılar tören alanındaki rölyeflerde)

 

Persapolis gezimizden sonra saat 3.5 olmuştu. Bulutların da etkisiyle hava daha da kararmaya başlamış yağmur hızını arttırmıştı. Kral anıt mezarlarının bulunduğu 80 km uzaktaki Pasargard’a gitmek mümkün değildi artık.

Ali ve Ferhat’tan ayrılma vaktimiz gelmişti. Beni Persapolis yakınlarındaki bir şehre götürüp dolmuş taksiye bıraktılar. Buradan Şiraz’a ulaşım 6 liraydı. Şiraz’da daha önce Tahran’da tanıştığım Farida’nın ailesinin evinde kalacaktım.

 

Tahran’da evlerine konuk olduğum Farida ve Muhsin çifti eğer yolum Şiraz’a düşerse Farida’nın ailesinde kalabileceğimi söylemişti. Bense aile yanında kalmak sıkıntı yaratır diye düşünüp teşekkür etmiştim. Şiraz’a gittiğimi duyan Farida ısrarla bari bir gün kal deyince kıramadım.  İyiki de kalmışım. Evin reisi Muhammed, hanımı Ferane kızları Shima ve Oğulları Ali inanılmaz konukseverlik gösterdiler. Kendimi evimde gibi hissedince Farida’dan bir kaç gün daha kalmak için izin istedim. Memnuniyetle kabul etti.

 

 

ŞİRAZ

Şiraz, İran’ın en güzel kentlerinden biri. Persapolis ve Pasargard gezilecek yerler arasında bana göre birinci sırada. Ama Şiraz da görülecek yer o kadar çok ki. Benim İran’daki favorim kesin Şiraz. Benim hayalini kurduğum Şair Hafız’ın kabrinde ona Yahya Kemal’in Rindlerin Ölümü şiirini okumaktı. Soluğu orda aldım.

HAFIZ’IN KABRİ

Hafız İran tarihinin en önemli şairlerinden biri. Herkes ona büyük saygı duyuyor ve binlerce kişi her gün onu ziyarete geliyor kabrin başında şiirler okuyor hatta kendilerince bir sistem bulup Hafız falı bakıyorlar onun şiirleriyle. Ben de O’nun kabri başında Yahya Kemal’den şu dizeleri okudum.

Hafızı’ın kabri olan bahçede bir gül varmış.

Yeniden her gün açarmış kanayan rengiyle.

Gece, bülbül ağaran vakte kadar ağlarmış,

Eski Şiraz’ı hayal ettiren ahengiyle

Ölüm asude bahar ülkesidir bir rinde

Gönlü her yerde buhurdan gibi yıllarca tüter

Ve serin serviler altında kalan kabrinde

Her seher bir gül açar her gece bir bülbül öter.

 

Umarım bu iki güzel adam bir yerlerde buluşup birbirlerine şiirler okuyordur.

 

 

 

 

 

SADİ’NİN KABRİ

Şair Sadi’nin kabri de görülmeye değer. İnsanlar onun da kabrinin başında şiirler okuyor şarkılar söylüyor. Kabrin altında bir de havuz bulunuyor. Eskiden balıklar varmış . Şimdi ise içinde çok az su var.

VEKİL HAMAMI

Vekil Hamamı görülmeye değerdi. Yekpare sütunların üzerinde yükselen hamam içersindeki balmumu heykellerle seyir zevki sunuyordu.

VEKil CAMİİ

Çok da önemli değil. Vekil Hamamı’na gitmişken 5 dakikalığına uğranabilir.

RENKLİ CAMİİ – NASIR EL MÜLK

Kesinlikle görülmeli sabah 9 ile 11 arasında gidilmeli. Renkli camlardan süzülen güneş ışığı camiyi masalsı bir görüntüye bürüyor.

ERAM GARDEN

Eram Garden değişik ağaçlarla süslü bir bahçe içinde küçük bir saray bulunuyor. Burası zamanında Qashqai Türkleri’nin lideri Sovlet Dowle’ye aitmiş. Ama bir şekilde Şah’ın eline geçmiş. Şahtan sonra da müze olarak kullanılıyor.

ŞAH ÇERAĞ

İran’ın Şiraz şehrinde Şiilerin 8. imamı Ali er-Rızâ’nın kardeşleri Seyyid Emir Ahmed ile Mir Muhammed’in mezarlarının bulunduğu tarihi cami ve türbe. Seyyid Emir Ahmed’e verilen lakap olan Şah Çerağ “ışıklar şahı” anlamına gelmekte. Ben İmam kabirlerinin en önemlisi Meshed’deki İmam Rıza kabrini gördüğüm için gitmedim ama eğer Meshed’e gitmeyecekseniz mutlaka görün derim.

KERİM HAN KALESİ

Dışardan pek görkemli görünüyor. Zen Hanedanı döneminde yaptırılmış, Kale-Saray karışımı bişey. İçinde küçük bir de hamamı var. Zen Hanedanını devirip yönetime gelen Kacarlar burayı hapishane olarak kullanıyor.

KAPALI ÇARŞI

Bence İran’In en güzel kapalı çarşısı hem yapı itibarı ile hem de dükkanları ile Şiraz’dakiydi. Başka yerlerde gitmediyseniz bile Şiraz kapalı çarşısında bir kaç saat geçirmek gayet keyifli.

Sonuç olarak Şiraz kesinlikle kaçırılmaması gereken bir yer. Artık İran’dan ayrılma vaktim geldi. Güzel insanların ülkesi İran’a veda edip Hindistan’a doğru yola çıkıyorum. Altın tapınakta görüşmek üzere…

Bir Cevap Yazın